Kasıtlı Yemin: Doğruyu Söylemenin Değeri Ne Zaman Kayboldu?
Hiç düşündünüz mü, yemin etmek neden bu kadar kutsal sayılırken aynı zamanda bu kadar kolay ihlal edilebiliyor? İnsanlık tarihi boyunca yemin, doğruluğun ve dürüstlüğün simgesi oldu. Ancak bugün, özellikle de “kasıtlı yemin” dediğimiz mesele söz konusu olduğunda, bu kutsallığın içi boşaltılmış durumda. Artık yemin, gerçeği savunmanın değil; gerçeği manipüle etmenin bir aracı haline geldi. Peki bu noktaya nasıl geldik? Ve daha da önemlisi: Bu durumla yüzleşmeye hazır mıyız?
Kasıtlı Yemin Nedir? Anlamın Arkasındaki Tehlike
Kasıtlı yemin, en basit tanımıyla bilerek ve isteyerek yanlış beyanda bulunmak amacıyla edilen yemindir. Kişi, yemin ederken gerçeği bildiği hâlde bilinçli şekilde onu çarpıtır, gizler veya tamamen tersini söyler. Bu, sadece bir “yalan” değildir; yalanı, yemin gibi kutsal bir zeminde söylemek demektir. Bu yüzden hukuken ve ahlaken en ağır suçlardan biri olarak kabul edilir.
Ancak mesele sadece tanımla bitmiyor. Asıl sorun, kasıtlı yemin eden kişinin sadece bireysel değil, toplumsal güveni de zedelemesidir. Çünkü yemin, toplumun adalet ve doğruluk anlayışının temel direklerinden biridir. O direk çökerse, geriye güvenilecek ne kalır?
Adalet mi? Yoksa Güçlülerin Oyunu mu?
Burada asıl tartışmamız gereken nokta şu: Kasıtlı yemin eden biri neden bunu yapar? Genellikle cevabı basittir: Kendini ya da çıkarlarını korumak. Ama daha vahim olanı, bu kişilerin çoğu zaman bu davranışlarının cezasız kalacağını da bilir. Mahkemede, siyasette, medyada… Gerçeği çarpıtmanın ödül sayıldığı bir dünyada, yemin artık bir değer değil, bir araçtır.
Şimdi kendimize sormamız gereken provokatif bir soru var: Gerçek bu kadar ucuzlamışken, hâlâ yemin etmeye neden bu kadar önem atfediyoruz?
Yemin Ettiğinde İnandırıcı mı Oluyorsun, Yoksa Daha mı Tehlikeli?
Kasıtlı yemin eden bir kişinin en tehlikeli yanı, sadece yalan söylemesi değildir. Asıl tehlike, o yalanı “yeminle süsleyerek” daha inandırıcı hâle getirmesidir. İnsan zihni, yemin eden birini daha güvenilir kabul etme eğilimindedir. Bu yüzden kasıtlı yemin, sıradan bir yalandan çok daha yıkıcı sonuçlar doğurur. Bir davada masum bir insanın hayatını karartabilir, bir toplumun adalet sistemine olan inancını sarsabilir, hatta tarihsel gerçekleri bile değiştirebilir.
Din, Ahlak ve Hukuk: Üçü de Neden Başarısız Oluyor?
Dini açıdan kasıtlı yemin, en ağır günahlardan biri sayılır. Ahlaki olarak tamamen kabul edilemezdir. Hukuki açıdansa, çoğu ülkede ciddi cezalarla karşılık bulur. Peki öyleyse neden hâlâ yaygın? Cevap rahatsız edici: Çünkü cezalar yetersiz, vicdanlar susturulmuş ve toplumun hafızası kısa.
Hukuk sistemi çoğu zaman kasıtlı yeminle ilgili davalarda somut kanıt bulmakta zorlanır. Dini yaptırımlar bireysel vicdana bırakılır. Ahlaki tepkiler ise çoğu zaman sosyal medyada birkaç gün tartışıldıktan sonra unutulur. Sonuç? Gerçek, en yüksek sesle yemin edenin elinde şekillenir.
Gerçeğin Değeri Nedir?
Belki de sormamız gereken en çarpıcı soru budur: Gerçeğin bir değeri kaldı mı? Eğer bir kişi, çıkarları uğruna bilerek yalan söyleyip üstüne bir de yemin edebiliyorsa, bu sadece onun ahlaki çöküşü değil, hepimizin ortak utancıdır. Yemin, gerçeği yüceltmek için değil, onu gömmek için kullanılıyorsa, artık hiçbir sözün anlamı kalmamıştır.
Sonuç: Gerçeği Yeminle Değil, Eylemle Savunma Zamanı
Kasıtlı yemin, bireysel bir hatadan çok daha fazlasıdır; bu, toplumun adalet duygusuna atılmış bir darbedir. Yemin artık güvenin sembolü değilse, o güveni yeniden inşa etmenin yolu başka yerlerde aranmalıdır. Belki de çözüm, sözlere değil eylemlere, yemine değil vicdana güvenmektir.
Şimdi kendinize sorun: Birinin yemin etmesi, gerçekten doğruyu söylediği anlamına mı gelir? Yoksa sadece daha iyi yalan söylediğini mi gösterir?